Kayıtlar

Kalp Önde, Akıl Arkada: Bir Haluk Levent Konseri Anısı

Resim
Yıl: 1997–1998 civarı) O dönem Haluk Levent’e aşığım diyebilirim… Hâlâ da severim kendisini, hâlâ hayranlık duyarım. 😍 Belediyenin düzenlediği bir konserde sahneye Haluk Levent çıkacak. Görevli fotoğrafçı bir arkadaşım sahnede çekim ekibinde. Ben tribündeyim; yanımda kız kardeşim ve kız arkadaşım. Tam o sırada arkadaşım sahneden bana işaret ediyor: “Gel, sahneye çıkartacağım seni! Haluk’la fotoğraf!” Gençlik bu ya… Hiç düşünmeden demirlerden atladım! Şimdi olsa dizlerim, belim ve mantığım birlikte “sakın!” diye bağırır 😄 Ama o zamanlar kalp önde, akıl arkada yürüyorduk… Sahneye vardığımda… Haluk yok! Kafamı kaldırıyorum — meğer Haluk benim indiğim tribüne geçmiş! Ve ne görüyorum? Haluk, kız kardeşimle ve kız arkadaşıma serenat yapıyor. Ben sahnedeyim, ama sahne çoktan başkalarına dönmüş. Bizim belediyedeki fotoğrafçı arkadaş da tam o anda onların fotoğrafını çekiyor. Ben? Kare dışı. Fotoğraf yok. Anı yok. Sahneye çıkmadan biten bir konser benim için. Yukarı tekrar çıkamadan ışıklar k...

Kırmızı Puantiyeli Şemsiyem Şimdi Bologna’da

Resim
​ Bazı eşyaların pasaportu yoktur. Ama yine de dünyayı gezerler. Benim kırmızı beyaz puantiyeli şemsiyem gibi. Bir arkadaşım var. Adı Gero. Onu nasıl tanıdığımı anlatmayacağım. Bazı hikâyeler insanın cebinde kalmalı. Ama bir gün İstanbul’a geldiğini söyleyebilirim. O gün hava yağmurluydu. Hem de rüzgârlı… İstanbul’un bazen şemsiyeleri ters çeviren rüzgârlarından. Gero o günlerde saç ektirmişti. Doktorların verdiği en önemli tavsiye belliydi: Başını koru. Ama rüzgâr doktor tavsiyelerini pek dinlemez. Bir anda esti ve onun şemsiyesi rüzgârda ters döndü. Kullanılacak gibi değildi artık. Ben de çantamdan kendi şemsiyemi çıkardım. Kırmızı beyaz puantiyeli olan. “Al bunu kullan,” dedim. O gün İstanbul sokaklarında o şemsiye onun başını korudu. Ertesi gün yağmur dinmişti. Ama Gero o gün İtalya’ya döndü. Ben de şemsiyeyi geri alma fırsatı bulamadım. Böylece benim kırmızı puantiyeli şemsiyem onunla birlikte Bologna’ya gitti. Şimdi düşününce fark ediyorum ki benim şemsiyem şu anda  Bologna’d...

Annem

Resim
​  Karların Altından Güneşe Yürüyen Bir Kardelen: Zahide Annem Annem, bir 1 Mayıs günü Doğu’nun o beyaz örtüyle kaplı topraklarında dünyaya merhaba demiş. Baharın müjdecisi olan o ilk kardelenlerden biriymiş aslında. Ama bilirsiniz, o coğrafyanın kışı sert, karı metrelerce olur. O minicik kardelen, üstündeki o ağır beyaz tabakayı delip de bir türlü gün yüzüne, güneşine kavuşamamış o ilk yıllarda. Kendi annesi çalıştığı için dört erkek kardeşiyle ilgilenmek ona düşmüş; kendi çocukluğunu bir kenara bırakıp küçük yaşta kardeşlerine kol kanat germiş. O dönemlerde "kız çocukları okumaz" dedikleri o aşılması güç duvarlara çarpmış hayalleri. Okula gidememiş ama okuma hevesi içinden hiç sönmemiş. Sırf o okul havasını solumak için her gün bıkmadan usanmadan arkadaşlarının okul çantalarını taşımış. Kendi defteri, kitabı olmasa da o çantaların ağırlığı ona umut olmuş. Eğitim almamıştı ama zekasıyla harikalar yaratırdı. Biz okuldayken, hiçbir eğitim almadığı halde matematik derslerimize ...

Köklendiğin Yerden Kaçmak Kolay mı?

Resim
​ ✍️ “İstanbul’da eskiyiz yani… ama rüzgâra da darılmadık.” Geçen yüzyılın başında dedem anlamış… bulunduğu topraklarda köklenemeyeceğini. Orada çınar olamıyormuş. Güneşini kapatan başka çınarlar varmış. Fırat’ın suyu bile ulaşamamış köklerine. Bir kuşun ağzına saklanıp, ya da rüzgârın peşine takılıp köklenebileceği, kendini ait hissedeceği bu topraklara gelmiş. Bir gelmiş ki… başını göğe kaldıran bir çınara dönüşmüş. Bir gelen, sekiz olmuş. Gelinler, damatlar, torunlar… hepsi o çınarın gölgesinde toplanmış. İstanbul’da eskiyiz yani… Bir binanın temeli değil sadece, bir hikâyenin sabrıyız biz. Sokak aralarında izi kalan bir göçün, bir çınarın gövdesiyiz. Çünkü bazı kökler, toprağı değil zamanı tutar. Ve şimdi ben düşünüyorum: Aynı kökten gelen herkes, aynı yerde mi kalmalı? Yapabilir miyim aynısını? Bende de var mı o cesaret? Bu çınarın bir kolu burada… Peki bir kolu da başka bir diyarda yeşersin mi? ⸻ 💬  Uzağa Bakınca'dan bir kesit daha bitti...

Bugün Bayram…

Resim
​  ✍️  Bayram Bu Yıl Başka Geldi Ramazan gelince zaten evlerde bir hareketlilik olur. Ama bu Ramazan farklıydı. Bizim evdeki hareket… ilk defa annem ve babam evde olmadan kurulan sahur ve iftar sofralarıydı. Babamın hastalığı sebebiyle… babamın yanında, hastanede geçen bir Ramazan’dı. Ama bayrama yaklaşırken… taburcu oldular. Ve sanki eve bayram biraz erken geldi. Arifeden… son hazırlıklar yapıldı. Baklavalar açıldı, pişirildi… Misafirler için hazır hale geldi. Ama bu sefer sadece bir hazırlık değildi bu. Bir dönüş, bir nefes, bir şükürdü. Bazı bayramlar… takvimde yazdığı gün gelmez. Daha önce gelir. Sessizce… ama tam kalbin ortasına. ⸻ 💬  Uzağa Bakınca'dan bir kesit daha bitti. Işıkta, anda ve sevgide kalman dileğiyle... ✨Az ama öz.

Bu Hafta Yazı Yazmayı Unuttum

Resim
​   ✍️Bazen insanın yazacak çok şeyi olur ama yazmayı unutur. Hayatın küçük koşturmacaları, planlar, mesajlar, vizeler, bavullar… Bir bakarsın hafta bitmiş. Ve blog yazarı bir anda fark eder: “Biz bu hafta yazı yazmadık.” Son günlerde kafamın içinde çok şey dolaşıyor. Beklenen vizeler… Yaklaşan bir yolculuk… Bavul listeleri… Kurulan planlar… İnsan düşünürken bile yoruluyor. Ama bir şey fark ettim. Bütün bu planların içinde aslında yazı var. Çünkü benim hayatımın en güzel tarafı şu: Yaşadıklarım bir gün mutlaka yazıya dönüşüyor. Eskiden yazı yazmak için özel anlar beklerdim. Sessiz bir masa. Taze bir kahve. Düzgün bir plan. Şimdi öyle değil. Bazen yazı, bir yolculuğu düşünürken geliyor. Bazen bir bavulun içinde. Bazen de gece telefona yazılmış birkaç kelimede. Blog yazmak biraz günlük tutmak gibi. Ama biraz da hayatı yakalama çabası. Çünkü bazı anlar yazılmazsa uçup gidiyor. Ben de bu yüzden yazıyorum. Hatırlamak için. Bu hafta yazıyı un...