Kırmızı Puantiyeli Şemsiyem Şimdi Bologna’da


Bazı eşyaların pasaportu yoktur.

Ama yine de dünyayı gezerler.


Benim kırmızı beyaz puantiyeli şemsiyem gibi.


Bir arkadaşım var.

Adı Gero.


Onu nasıl tanıdığımı anlatmayacağım.

Bazı hikâyeler insanın cebinde kalmalı.


Ama bir gün İstanbul’a geldiğini söyleyebilirim.


O gün hava yağmurluydu.

Hem de rüzgârlı… İstanbul’un bazen şemsiyeleri ters çeviren rüzgârlarından.


Gero o günlerde saç ektirmişti.

Doktorların verdiği en önemli tavsiye belliydi:

Başını koru.


Ama rüzgâr doktor tavsiyelerini pek dinlemez.


Bir anda esti ve onun şemsiyesi rüzgârda ters döndü.

Kullanılacak gibi değildi artık.


Ben de çantamdan kendi şemsiyemi çıkardım.

Kırmızı beyaz puantiyeli olan.


“Al bunu kullan,” dedim.


O gün İstanbul sokaklarında o şemsiye onun başını korudu.


Ertesi gün yağmur dinmişti.

Ama Gero o gün İtalya’ya döndü.

Ben de şemsiyeyi geri alma fırsatı bulamadım.


Böylece benim kırmızı puantiyeli şemsiyem onunla birlikte Bologna’ya gitti.


Şimdi düşününce fark ediyorum ki

benim şemsiyem şu anda Bologna’da.


Ve işin ilginç tarafı şu:

Benim de vizem var.


Yani istersem bir gün Bologna’ya gidip kapısını çalıp şöyle diyebilirim:


“Ben şemsiyemi almaya geldim.”


Kim bilir…

Belki bazı yolculuklar gerçekten bir şemsiyeyi geri almak için başlar.


💬 Uzağa Bakınca’dan bir kesit daha bitti.

Işıkta, anda ve sevgide kalman dileğiyle...

Az ama öz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Neden “R’siz Ama Renkli”?

Çantamdaki Editör

Kasalarla Gelen Anılar