Kunta Kinte’yi Hatırladım… ve İçimde Bir Şey Tamamlandı
Benim atalarım eskiden bu toprak Çocukken izlediğim bir dizi vardı: Kökler. Hikâyesi çoğunlukla silinmiş
✍️ Bir ismin izinde, belleğin derinliklerine…
Ama bir ismi hiç unutmadım: Kunta Kinte.
Çocukken izlediğim bir dizi vardı: Kökler. Hikâyesi çoğunlukla silinmiş belleğimden… Ama bir ismi hiç unutmadım: Kunta Kinte.
Afrika’da doğmuştu. Özgürdü. Koşuyordu, gülüyordu, kendi topraklarında nefes alıyordu. Sonra bir gün yakalandı, zincirlendi. Bir gemiyle bilmediği diyarlara götürüldü — bir köle olarak.
O an çocuk hâlimle ne olduğunu tam kavrayamasam da, o bakışlar içimde kaldı. Ve o günden sonra Afrika, benim için yalnızca bir kıta değil; bir yarım kalmışlık, bir sessiz çığlık, bir merak oldu.
Yıllar geçti. Ben büyüdüm. Ve bir gün, kendi isteğimle, kendi özgürlüğümle Afrika’ya gittim. Güney Afrika’ya…
Uçaktan inerken hissettim o çocuğun bana eşlik ettiğini. “Ben buradayım,” dedim. Kunta Kinte’nin ülkesinde miydim bilmiyordum… Ama içimde bir şey tamamlanacak gibiydi.
Safarideydik. Şoförümüz aniden durdu ve elini uzatarak şunları söyledi:
“Benim atalarım eskiden bu topraklarda özgürce dolaşırdı. Bu otlarla evlerimizin tavanını örerdik. Hayvanların etini yer, derisini giyerdik. Yaşamla uyum içindeydik. Sonra beyaz adam geldi. Bizi bu topraklardan uzaklaştırdı. Etrafı elektrikli ve dikenli tellerle çevirdiler. ‘Hayvanları korumak için’ dediler…”
O an kelimeler boğazımda düğümlendi. Gezmiyordum artık, tanıklık ediyordum. Tel örgüler ardında yaşayan hayvanlar vardı belki… Ama bir zamanlar dışarıda kalan insanlardı. Afrika’nın sıcağında üşümek böyle bir şeymiş.
Sonra bir kafeye oturduk. Manzarası Victoria Şelalesi’ne bakıyordu. Hava mis gibiydi. Kahve sıcaktı. Gülüyorduk. Ama gözüm bir fotoğrafa takıldı.
Duvarında asılıydı: Çıplak ayaklar… Kalın örme iplerle defalarca sarılmış bilekler… Ve taş bir zemin… Bu fotoğraf hem kafede hem de WC’deydi. Duvarda dekor görüntüsüne bürünmüş gerçeklerdi. Belki kafeye gelen herkes saatlerce benim gibi bu fotoğrafların karşısında duruyordu. Evet, ben de geçemedim. Çünkü o ayaklar hâlâ yürüyordu. O sessizlik bağırıyordu…
💬 Uzağa Bakınca'dan bir kesit daha bitti.
Işıkta, anda ve sevgide kalman dileğiyle...
✨Az ama öz. özgürce dolaşırdı.
Bu otlarla evlerimizin tavanını örerdik.
Hayvanların etini yer, derisini giyerdik.
Yaşamla uyum içindeydik.
Sonra beyaz adam geldi.
Bizi bu topraklardan uzaklaştırdı.
Etrafı elektrikli ve dikenli tellerle çevirdiler.
‘Hayvanları korumak için’ dediler…”

Yorumlar